Albatros

Bilişim Kooperatifi Girişimi

Temmuz ayında 1+1 Forum‘dan Bekir Avcı ile bir araya gelip kolektif bir söyleşi gerçekleştirdik. 24 Ağustos 2020’de yayınlanan söyleşiyi aşağıda okuyabilirsiniz.

Bilişim emekçileri ne şartlarda çalıştırılıyor? Bilişimde kooperatifleşme neden önemli, zorlukları neler? Bir işçi ve üretim kooperatifi olarak örgütlenen, sürdürülebilir, demokratik ve adil bir çalışma hayatı için çabalayan Albatros Bilişim Kooperatifi Girişimi’nin –soyadları bizde mahfuz– üyeleri anlatıyor.

Image for post

Albatros Bilişim Kooperatifi Girişimi’ne giden yol nasıl başladı?

Batu: Hepimiz çalıştığımız şirket, kurum ya da kişilerle bazı sorunlar yaşıyorduk. Güvencesiz çalışma, hiyerarşinin soğukluğu ve somutluğu, adil olmayan gelir paylaşımı, performans baskısı, devamlı kendini geliştirme gereği gibi birçok sorun vardı. Peki, ne yapabilirdik? İşyerinde örgütlenme, hak mücadelesi, doğrudan cesaret gösterip üstlerle konuşma…Bunlar tabii ki değerli, ama bunlara alternatif bir şey nasıl üretebilirdik başka neler yapabilirdik? “Başka bir yapı kurabilir miyiz?” diye konuşuyorduk aramızda. Sonrasında bu fikir, “bilişim dünyasında neler yapabiliriz, bilişim işçileri neler yapabilir?” sorularıyla gitgide somutlaştı.

Image for post

Doğa: Şirketlerde çalışırken bizlere bir internet bağlantısı ve bir de bilgisayar veriliyordu. Bu kısmını kendimiz de sağlayabiliriz diye düşündük. Yani bir fabrikada çalışmadığımız, üretim aracımız da internet ve bilgisayar olduğu için bu işi kendi kendimize yapabilme imkânımız olduğunu gördük.

Batu: 22 Aralık 2018’de, Birinci Bilişim Kooperatifleri Çalıştayı için Kadıköy’de 30–35 kişi bir araya geldik. Aramızda kurumsal çalışanlar, freelance (bağımsız) olanlar, işsizler ve öğrenciler vardı. Yavaş yavaş hem birbirimizle tanıştık hem sorunlarımızı dile getirdik. “Bir dokun bin ah işit” lafı var ya, gerçekten öyleydi, sorunlarımızı anlatırken adeta dökülüyorduk. Bu toplantıları düzenli yapma kararı aldık. Önce ayda bir yapmaya başladık, zamanla periyod sıklaştı. Tabii grup da çok değişti. Önce teorik konuları konuşmaya başladık. Mesela, adil paylaşım. Mesela, eşit ücret. Herkes aynı mesaiyi yapıp eşit para mı alacak, eşit işe eşit ücret mi olacak? Mesela, ortak karar. Ve dayanışma konusu. Kendi aramızda ve başkalarıyla nasıl dayanışacağız, önceliklerimiz neler? Tüm bunları aylarca konuştuk. Daha sonra dünyadaki örneklere baktık ve birçok bilişim kooperatifinin olduğunu gördük. Onlarla iletişime geçtik. Ne yaptıklarını, müşterileri nasıl bulduklarını, nasıl para kazandıklarını, gelir dağılımını nasıl planladıklarını ve nasıl karar aldıklarını sorduk. Çok yardımcı oldular, çok faydalandık. Zamanla, her konuda mutlak bir mutabakata varmanın pek mümkün olmadığını fark ettik ve eyleme geçme kararı aldık. Nihayetinde uluslararası kooperatifçilik ilkelerinden de yola çıkarak kendi ilkelerimizi oluşturmaya başladık. Bu süre zarfında ekip biraz daha somutlaştı.

Alper: Bunu öğrenme süreci olarak da düşündük.

Bilişimcilerin bir araya gelebildiği, birlikte hareket edebildiği, “iş ortaklığı” kavramı üzerinden birlikte işler yapabildiği bir ağı hedefliyoruz. Odağımızda bilişim olunca, bu alanda bütün kategorilerdeki iş alanlarını kapsamak istiyoruz.

Diğer ülkelerde nasıl bilişim kooperatifi örnekleriyle karşılaştınız?

Batu: Arjantin’de iletişime geçtiğimiz kooperatiflerden biri olan Fiqus şirket gibi hareket ediyordu; herkes normal bir şirkete gelir gibi işe geliyor, mesai saatleri boyunca çalışıyor, şirkette çalışanlar aynı zamanda şirketin ortağı. Bulgaristan’da iletişime geçtiğimiz bir kooperatifte ise herkes bağımsız, ama ortada bir havuz var, beraber çalışılıyor. Fakat beraber çalışma zorunluluğu yok. Farklı kooperatif modelleri var. Arjantin’de Bilişim Kooperatifleri Birliği var, 12 kooperatiften oluşuyor. Bunların kendi teknolojik alt yapıları var, beraber çalışıp ortaklıklar kuruyorlar. Güzel bir ağ kurmuşlar ve hedefleri uluslararası bir ağ olmak. Barcelona’daki Jamgo Teknoloji Emekçileri Kooperatifi’nin şu an teknoloji dünyasına egemen olan bazı uygulamalara (bulut saklama sistemleri ya da e-posta sistemlerini sayabiliriz) alternatif geliştirme gibi hayalleri var. Bunlar bizi heyecanlandıran şeyler.

Image for post

Alper: Türkiye’de kooperatifin ne olduğu, nasıl bir tüzel kimliği olduğu belli, ama yurtdışında bir anonim şirkete de kooperatif denebiliyor. Bu yüzden kooperatifin bir çalışma şekli mi, yoksa bir tüzel kimliği mi temsil ettiği konusu ilgi çekici. Almanya’da mesela, anonim şirket olan bir kooperatif var. Burada kooperatifi belirleyen şey iç tüzük, kooperatifin çalışma şeklini iç tüzük oluşturuyor. Biz de iç tüzük üzerinde çalışıyoruz, ama aynı zamanda yapısal olarak da bir kooperatif olmayı hedefliyoruz.

Bilişim kooperatifi deyince ne anlamalıyız, sizde işleyiş nasıl olacak?

Arif: Sadece bir çalışma ortamı sağlamayı düşünmüyoruz. Bilişimcilerin bir araya gelebildiği, birlikte hareket edebildiği, “iş ortaklığı” kavramı üzerinden birlikte işler yapabildiği bir ağı da hedefliyoruz. Bilişim alanında, bütün kategorilerdeki iş alanlarını kapsamak istiyoruz. Bilişim ürünlerine ihtiyaç duyan, bu ürünleri kullanan her alan bizim potansiyel olarak çalışabileceğimiz alanlar. Web uygulamalarından tutun da donanımsal ve yazılımsal süreçlere, bütün bu konularla ilgileniyoruz. Aynı zamanda, alanın diğer aktörleriyle de iletişim halindeyiz, bazı bağımsız kolektiflerle paslaşıyoruz. Amacımız sadece iş yapmak değil, insanların bir araya gelip kendi aralarında paylaşım yaptığı, yeni ilişkiler kurduğu bir ortam yaratmak istiyoruz. Yani sadece bir kooperatif olup kendi alanımızda çalışmanın ötesinde, bu insanlarla dijital ya da fiziki ortamlarda sosyalleşebileceğimiz alanlar yaratmayı hedefliyoruz.

Bir üretim ve işçi kooperatifi mi olacaksınız?

Arif: Evet, bir üretim kooperatifi olacağız, ama aynı zamanda işçi kooperatifiyiz de. Bildiğimiz kadarıyla, buna niyetlenen Kazova gibi örnekler var. Bir gıda-tüketim kooperatifi gibi, aracıları azaltarak hizmetleri ya da malları götürmeyeceğiz. Bir şirket gibi düşünmek lâzım. 10 ortaklı bir şirket düşünün, ama bu ortaklar aynı zamanda çalışan. Böylesi ikili bir karakter söz konusu. Yönetim tamamen birtakım etik ilkeler üzerinden işliyor. Amaçlardan biri de, sektörün geri kalanında hem çok zor koşullarda çalışanlara hem de hakkı göz göre göre çöpe atılanlara rahat nefes aldırmak. Önce kendimize, sonra kendimizden örnekle, ilham kaynağı olabileceğimiz başka kooperatiflere insanca bir çalışma hayatının olabileceğini göstermeyi hayal ediyoruz. Bunu, açık kaynak yazılım geliştirme süreçlerinin ortaya çıkıp daha sonra tepki olarak doğduğu endüstriyi dönüştürmesine benzetiyoruz. Dolayısıyla, çalışanların çalışma hayatını dönüştürme gayretimiz var. Birisi “ben bu kooperatiften nasıl faydalanırım” diye sorarsa bunun doğrudan bir cevabı yok, ama uzun vadede alternatif ekonomi ağının kurulmasıyla, daha adil ve insancıl koşullarda gerçekleştirdiğimiz üretimler olacak. Aynı zamanda, bu üretimlerden ortaya çıkan ürünlerden son kullanıcılar da faydalanabilecek. Örneğin, bir dergi ya da web sitesi, “bu siteyi birine yaptıralım, ara yüzünü değiştirelim” dediğinde, Albatros’tan bunu isteyebilecek ya da cep telefonu için herhangi bir uygulamayı da kooperatifimiz geliştirebilecek.

Yönetim etik ilkeler üzerinden işliyor. Amaçlardan biri de, sektörün geri kalanında hem çok zor koşullarda çalışanlara hem de hakkı göz göre göre çöpe atılanlara rahat nefes aldırmak. Önce kendimize, sonra kendimizden örnekle, ilham kaynağı olabileceğimiz başka kooperatiflere insanca bir çalışma hayatının olabileceğini göstermeyi hayal ediyoruz.

Batu: Biz en temelde, üyelerin hepsinin hayatını kooperatifle ve bu kooperatifte harcadığı emekle güvenceli olarak idame edebileceği, hastalık gibi durumlarda dayanışma ağlarına erişebileceği bir yapı tahayyül ediyoruz. Bu yapıda emek biçiminin sembolik bir tarafı da var: Patron olmadan hayatın idame ettirilebildiğini gösteren, demokratik olarak işleyen bir iş yeri, bir üretim alanı. Dayanışmanın üzerinde de çok duruyoruz. Hem kendi içimizde hem diğer alternatif oluşumlarla sosyal olarak dayanışma bizim için çok önemli. İleride yapmak istediğimiz şeyler arasında sosyal fayda güden projeler önemli bir yer kaplıyor. Sivil toplum kuruluşlarıyla ortak işler yapmayı ve diğer kooperatiflerle dayanışma ağları örmeyi düşünüyoruz. Aslında, temel amacımız birbirimize destek olmak, herkesin hak ettiğini kazanmasını ve iyi şartlar altında çalışmasını sağlamak.

Arif: Kooperatifin çapı hakkında net bir eğilimimiz yok, ama şöyle bir amacımız ve hayalimiz var: Başka kooperatiflerin kurulması konusunda istekli olan birileri varsa, sadece iş ortakları değil de daha geniş bir çeper olursa çevremizde, bu çeperden de yeni kooperatifler doğmasını teşvik etmek istiyoruz. Çok sayıda kooperatifin bir arada çalışabilmesi ve verimli işler yapabilmesi mümkün. Bilişim sektöründe pek çok uzmanlık alanı var. Dolayısıyla, belli uzmanlıklarda toplanmış insanlar da kendi kooperatiflerini kurarsa bu kooperatifler birliği hem sektörde çekim merkezi olabilir hem de birbirlerine iş paslayarak ve yeri geldiğinde dayanışarak çok güçlü hale gelebilir.

Image for post

Batu: Bu kooperatifi kurumsal, binlerce kişinin çalıştığı bir yer olarak düşünmeyelim, ama belki her birinde 10 kişinin çalıştığı 20–30 kooperatif çok daha büyük bir yapı olacaktır. Bu noktada Mondragón referans olabilir belki. Orada kooperatifler arasında dayanışma ve paslaşma çok, krizleri de bu şekilde atlatıyorlar. Örneğin, 2008 krizinden sonra meşhur finans kapital şirketleri, bankalar Mondragón’u incelemeye geliyor. “Nasıl kotardınız, zarar etmediniz?” diye incelemek istiyorlar. 78 kooperatif var galiba Mondragón’un içinde; beyaz eşya kooperatifi de var, üniversitesi de, okulu da. Kriz döneminde maaşlarda azaltmaya gidiyorlar mesela. Ayrıca, örneğin beyaz eşya kooperatifi krizden dolayı iş yapamaz hale gelmişse o kooperatifteki çalışanları başka bir alandaki kooperatifte istihdam ediyorlar. Biz de kooperatiflerin çoğalmasını bu yüzden istiyoruz. Arjantin’deki kooperatifin de böyle bir güzelliği var. Kooperatif 8–10 kişiden oluşuyor, ama 40 kişilik bir iş aldıklarında hemen bir araya geliyorlar, o güçlü yapıyı oluşturabiliyorlar. Bu yüzden “dayanışma ekonomileri” çok önemli bir kavram.

Manifestonuzda çalışma hayatındaki eşitsizlikler ve güvencesizlikten dem vuruyorsunuz. “Eleştiriyoruz, ancak değişimi ortaya koyacak bir çerçeve çizmiyor, çizemiyoruz” diyor ve bundan kurtuluşun bir reçetesi olarak kooperatifi önünüze koyuyorsunuz. Kooperatif girişiminiz bu sorunlara nasıl çare olacak?

Ahmet: Türkiye ekonomisini düşünüyoruz böyle bir soru gelince. DİSK’in temmuz ayında yayınladığı Covid-19 İşçileri Nasıl Etkiledi? başlıklı rapora göre, işçilerin yüzde 34,9’u kayıt dışı, üçte biri asgari ücretle çalışıyor. Covid-19 sürecinde, DİSK’e bağlı işçilerin yüzde 30’u virüsü kapmış. Böyle bir çalışma düzeninde kooperatifin olması iş güvenliğinin mümkün olabileceğini gösteriyor. Evet, değişim çerçevesi çizmeye çalıştığımız bir hamle olarak görüyoruz kooperatifi. Bizim sektörümüzde çok mobbing var, işsiz kalma korkusu zaten bütün sektörlerde var, deadline koşturması var, stres var. Bunların olmadığı, kararların demokratik alındığı, yapılan üretimin yararlarından herkesin eşit bir şekilde emeğince faydalanabileceği bir çalışma biçimi oluşturma niyetimiz var. Eleştirdiğimiz her şeye cevap olmayabilir belki, ama birçoğuna cevap olsun diye bu girişimi oluşturuyoruz. Bu girişime işlerlik kazandırdığımızda neye cevap olup olamadığımızı daha iyi göreceğiz.

Doğa: Bilişim çalışanlarının şirketlerle yaptıkları anlaşmalar adil olmaktan uzak. Bir ürünün birçok sorununu çözüyorsunuz ve sadece ofiste bulunduğunuz sürecin karşılığını alabiliyorsunuz. Ama işçi yatağında uyurken bile geliştirdiği ürünle işin sahiplerine para kazandırmaya devam ediyor. İşçinin o üründen hiçbir hak elde edemiyor. Bizim kooperatif modelimizdeyse herkesin ortak olduğu, birlikte ürün geliştirdiği, ortaya çıkan ürüne sahip olduğu, üretici olarak da ürün sahibi olarak geliştirme yapabildiği bir ortam mevcut. Dolayısıyla daha adil bir sonuç ortaya çıkıyor.

Sektörümüzde çok mobbing var, işsiz kalma korkusu zaten bütün sektörlerde var, deadline koşturması var, stres var. Bunların olmadığı, kararların demokratik alındığı, yapılan üretimin yararlarından herkesin emeğince faydalanabileceği bir çalışma biçimi oluşturma niyetimiz var.

Batu: Aslında denklem çok net: talep var, iş var, arz var, emek gücü var, ama buna rağmen bir güvence sorunu var. “Acaba işten atılır mıyız, yaşımız 45 olunca bizi kovarlar mı?” diyoruz. Patronda biriken sermaye emek verenlere dağıtılsa güvencesizlik gibi bir sorun da kalmayacak. O yüzden, “ürettiğimizden kazandığımızı eşit olarak paylaşacağız ve bu bize yetecek” diyoruz. Çünkü patronun bizim artı emeğimize el koymasını istemiyoruz. Yabancılaşma meselesi de var bilişim işçilerinde. Bunu da bir nebze azaltıyoruz. Yok edemeyiz, evet, kapitalizmi başka bir şeyle değiştirmiyoruz çünkü. Ama en azından bilişim çalışanlarının kendi kaderi üzerine daha fazla söz hakkı tanımış oluyoruz.

Başka bir örgütlenme modeli değil de özellikle kooperatifi tercih etmenizin nedeni ne?

Batu: Çalıştığımız kurumlarda hem sarı sendika hem DİSK’in sendikaları vardı. DİSK’in sendikasındaki bürokratik çekişmeler insanı yoruyor, sarı sendikalarda ise sıradan hak talepleriyle karşılaşıyorsunuz. Şunu hissettiğimiz oldu: Sendikal mücadeleye girsek ne olacak? Evet, zam oranları biraz daha adil olacak, kışın doğalgaz yardımı alacağız, ama güvencesiz çalışma değişmeyecek. Küçümsemiyoruz sendikal mücadeleyi, ama sendikal mücadelenin bugün girdiği dar alandaki mücadeleye kıyasla kooperatifleşme daha güçlü bir alternatif olarak görünüyor.

Ahmet: Geçmişte, Balıkesir-Gönen’de Birleşik Metal-İş’in tesisleri vardı. Bu tesislerde arıcılıktan tutun da tavukçuluğa ve tekstil atölyelerine kadar, kooperatifler bir işçinin tüketim ihtiyaçlarının önemli bir kısmını karşılayabiliyordu. Geçmişte bu yapılabiliyordu, ama bugün sendikalar üzerinde aşırı bir baskı var. Türkiye’de sendikalaşma oranı çok düşük, yüzde 1,5 civarında. Sendikaların çoğu sarı, iktidarın sözünden çıkmıyorlar. Bu yüzden kooperatifleşme ile sendika arasındaki bağ kopma evresinde. Bugün kooperatifleşme daha çok sendika dışı aktörler tarafından yapılıyor.

Image for post

Arif: Sendika emek piyasasına müdahale aracı, ama savunmaya dönük bir araç. “Sosyal hakları bir tık ileriye alalım, toplu sözleşme imzalayalım, temsilcisi benim, ben hayır dersem onlar çalışmaz” diyor. Sendikanın oyun alanı bu, kuralları belli. Biz ise baskılar, bölme ve dağıtma uygulamalarına karşı yeni bir alan açıyoruz. Bir hamle olarak da düşünülebilir kooperatifleşme çabamız. Bu, altyapıdaki kısmi değişim ve üretimin demokratikleşmesiyle ilgili. Otonom ekiplerle çalışıyoruz. Batı Avrupa’da, ABD’de birçok firma bunu özendiriyor. Bunun daha verimli olduğunun farkındalar. Ama bu diyalektik bir süreç tabii, onlara verimli gelirken çalışanlara “o kadar da hiyerarşik olmayan yapılarda üretim yapabiliyoruz” fikrini taşıyor bir yandan. Bu da yeni çalışma ve örgütlenme modellerini mümkün kılıyor.

Korona döneminde esnek çalışma konusu daha çok gündemde. Sizce esnek çalışmanın handikapları neler? Bilişim sektöründe esnek çalışmanın koşulları neler?

Arif: Esnek çalışmanın Türkiye’de iki ayağı var. Birincisi, çalışanların esnek çalışıp çalışmayacağına karar verilmesi sorunu. İkincisi ise bu kararı aldıktan sonra bunun nasıl ücretlendirileceği problemi. Yasalara göre, normalde fazla mesainin standart birim ücretin 1,5 katı olması lâzım, ama şimdi zaten esnek çalışan hiç kimse yaptığı fazla mesainin parasını alamıyor. Kooperatifin ilk çözeceği problem bu; çalışan karşılığını alacak. Karşılığının verilmeyeceği bir iş kimseden talep edilmeyecek. Bu bizim prensibimiz ve tartışma konusu dahi yapmayacağız. Bütün karar süreçleri kolektif olarak bize ait olacağı için, fazla mesai yapmamızın gerekip gerekmediğine biz karar verdiğimiz sürece, aslında bu problemi çalışanlar lehine daha adil bir çalışma düzeni kurarak çözmüş oluyoruz.

Denklem çok net: talep var, iş var, arz var, emek gücü var, ama buna rağmen güvence sorunu var. “Acaba işten atılır mıyız, yaşımız 45 olunca bizi kovarlar mı?” diyoruz. Patronda biriken sermaye emek verenlere dağıtılsa güvencesizlik gibi bir sorun kalmayacak. O yüzden, “ürettiğimizden kazandığımızı eşit olarak paylaşacağız ve bu bize yetecek” diyoruz.

Alper: Öte yandan, uzaktan çalışma ile esnek çalışma aynı şey değil. Salgında uzaktan çalışma zorunlu hale geldi ve onun beraberinde getirdiği bir esnek çalışma oluştu. Biz bilişim kooperatifi kurmayı hedefliyoruz ve bu kooperatif bir mekânda olmak zorunda değil. Uzaktan çalışma modelinde aslında bir sıkıntı yok. Burada uzaktan çalışma modeline geçildiğinde esnek çalışma saatlerinde ya da ekstra mesaide işçilerin haklarının verilmemesiyle ilgili bir sıkıntı var. O yüzden uzaktan çalışmayı kötüler bir söz de söylemek istemiyoruz, çünkü biz de uzaktan çalışıyoruz, ama burada hakların gözetilmesi önemli. Esnek çalışma altı boş bir kavram. Genelde kapitalist sistemde, şirketlerde esnek çalışma, fazla mesai ve çalıştığın, ama ücretini alamadığın iş demek. Fakat biz yapacağımız işin ve ne kadar sürede yapacağımızın kararını kendimiz verirsek, evden ya da başka bir yerden çalışmayı da yönetebiliriz. Yani uzaktan çalışmada haklar verildiği sürece bir sorun yok. Her fazla mesai yaptığımızda bedelini almadığımız bir emek harcıyoruz, ama dediğimiz gibi, burada öyle bir emek olmamasını sağlama amacındayız. Burada hepimiz çalışan ortaklar olarak birbirimizi de gözetiyoruz. Birimize fazla iş yükü bindiğinde diğerleri bunu paylaşabiliyor ya da bilmediğimiz bir alan olduğunda bunu kendi içimizde öğreterek o alanlarda çalışan ortakların kendilerini istihdam edebilmelerini sağlayacak fırsatlar sunuyoruz.

Arif: Korona sürecinde neredeyse çalışanların tamamı ücretsiz izne zorlandı. Yasal olarak mümkün değildi, yasallaştırıldı. Biz kooperatif olarak bunu asla yapmayacağız. Kriz anlarında devreye girecek çeşitli araçlar, mekanizmalar üzerinde tartışıyoruz. Mesela iyi günlerimizde ihtiyat akçesi gibi fonlar kurulabilir ya da minimum ortaklık payları şeklinde işsiz kalan arkadaşlara aylık destekler için fonlar hazırlayabiliriz. Onları bir nevi işsizlik sigortası gibi destekleyebiliriz. Kooperatif daraldığı, geliri giderinden az olduğu zaman “hepimizin birim ücreti yüzde 10 daralsın, kimse işten çıkmasın” kararı alınabilir mesela. Konvansiyonel firmaların yönetimlerinin kolayca girmeyeceği sular bunlar. Biz aslında bir alan açıyoruz. “Çalışanlar lehine başka türlü bir kriz yönetimi de yapılabilir” diyoruz.

Sermayenin ve siyasi iktidarın bilişim sektörüyle ilişkisini nasıl görüyorsunuz?

Image for post

Ahmet: Sermayenin bilişimle olan ilişkisi çetrefil. Sosyal medyada yönetemediği noktalar var, örneğin kendi aleyhlerine kamuoyunun tepki verdiği durumlarda müdahale etmek istiyorlar. Bilişim sektörü üretim alanlarının her birine dokunuyor. Mesela, petrol şirketiniz var, Bahreyn’de de bir ofisiniz var. Bir toplantı yapmak için bilişimcilerin geliştirdiği teknolojiyi kullanmak durumundasınız. Sermaye salgın döneminde bilişim sektörüne artık göbekten bağlı olduğunun farkına iyice vardı. İktidar ise bunu yönetebilecek yeterli donanımda insan kaynağı ya da gelişmiş ekibi bulunmadığından belki, bilişim alanında yapılan çalışmaları kontrolü sınırlı oluyor. En azından biz öyle düşünüyoruz. Diyor ki, “üç milyon yazılımcı üreteceğiz.” Neoliberalizmin sihirli eli gibi yazılım, iktidarla çetrefil ilişkisi bu yüzden. Bir yanda, emek arzı açısından, Türkiye’de yazılımcılar görece kolay iş bulabiliyor. Bu durum sermaye için bir sorun. Çünkü yazılımcı emeğine talebin yüksek olması bu insanlara yüksek ücretler ödenmesine neden oluyor. Yazılım emek arzı ne kadar artarsa talep de kolay karşılanabilecek ve işçiler daha ucuza çalıştırabilecek. Biz kooperatif olursak yazılım emeğinin değerli kılınması için de çabalayacağız. Emeğin değerli kılınması nihayetinde bir örgütlülük meselesi, bu örgütlülük temelini sağlayabilirsek emeğin değerini de düşüremezler.

Devletin ve sermayenin kooperatiflere bakışı nasıl?

Batu: Devletin şu an kilitlendiği ve krize girdiği alanlardan biri üretim. Bir tarafta sürekli baskı kuran şirketler ve lobiler, bir yanda halk var. Halka demagoji yapması, şirketlerin de ağzına bir parmak bal çalması gerekiyor. Kooperatifler genel olarak dünyada devletlerin politikalarıyla uyumlu görünüyor. Çünkü devletin eksik kaldığı bir alanda halk kendi kendini örgütlüyor, kendi işini görüyor. Ancak, kendi durumumuzu biraz farklı görüyoruz, işçi kooperatifi çok az sayıda. Serbest piyasaya alışılmadık bir aktör olarak giriyoruz. Sahaya “ekonomik bir aktör olarak giriyoruz” dediğimizde karşı tarafın tepkisinin olumlu olmayacağını düşünüyoruz. Devlet de şirketler de bunu bir risk olarak görebilir.

Arif: Belki tam anlamıyla alt yapıda bir değişim diyemeyiz, ama alt yapıda üretim yapma şekli değişiyor. Bilişim sektörü buna müsait, bu konuda yatırımlar yapılıyor. Mesela dünyanın her tarafında yazılımcılar 20–25 yıldır boş zamanlarında açık kaynak geliştirme yapıyorlar. Örneğin, Linux gibi bir şey çıkıyor ve Android’e dönüşüyor. Kimsenin hakkı yok üzerinde, kamuya ait aslında, ama hepimizin cebine kadar girebiliyor. Şu an telefon piyasasının çoğu Android. Dolayısıyla böyle bir değişim süreci ister istemez endüstrinin iç ilişkilerini dönüştürmeye başlıyor. O dalgaya set çekemeyecek duruma gelince, bu kez bükemediğin bileği öpmek zorunda kalıyorsun. Biraz buna güveniyoruz. Yeni bir dalga geliyor ve bugüne kadar kendini endüstride var etmiş kurumların, bireylerin bu dalgayı nasıl kontrol altına alacakları belli değil, Android örneğinde olduğu gibi. Mesela çok uzun zaman açık kaynak yazılım üretimine mesafeli yaklaşan büyük şirketler ve kurumlar neredeyse bütün ürünlerini açık kaynak yaptı. Çünkü kaybettiler savaşı. Açık kaynak kodlu üretimin daha verimli olduğunu fark ettiler. Dolayısıyla, dünyada yazılımsal alt yapıda “ufak” bir değişim oldu. Biz de böyle bir dalganın üzerinde sörf yapacağız.

Şunu hissettiğimiz oldu: Sendikal mücadeleye girsek ne olacak? Evet, zam oranları biraz daha adil olacak, kışın doğalgaz yardımı alacağız, ama güvencesiz çalışma değişmeyecek. Küçümsemiyoruz sendikal mücadeleyi, ama sendikal mücadelenin bugün girdiği dar alana kıyasla kooperatifleşme daha güçlü bir alternatif.

Kooperatifiniz henüz girişim aşamasında, iki yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Şu anda hangi noktadasınız?

Alper: Yavaş yavaş kendi topluluğumuzu, yani “iş ortakları” dediğimiz alanı genişletmek için bizimle irtibat kuran insanlarla tanışmaya, görüşmeye başladık. İç tüzüğümüzü hazırlıyoruz. Tüzük ileride bu yapıya dahil olacakların nasıl bir sisteme girdiklerini anlamaları için hazırlanıyor. İki yıldır, bir kültürel birikim oluştu, dahil olacakların o çerçeveyi kavraması gerekiyor. Bu çok hızlı olacak bir şey değil, çeşitli adımlar atıyoruz. Lansmanımızın sebebi bu insanların bizi bulmaları, bize ulaşmaları. Şu anda “bunları yaptık, hazırız” iddiasında değiliz.

Sözü nasıl bağlayalım?

Doğa: Değişimin olduğu bir dönemdeyiz. Burada da bilişim büyük rol ediniyor. Biz de hem çalışma kültürü olarak hem yeni kuracağımız ekonomi modeli olarak bu değişimde yer edinmek istiyoruz. Başka bilişim kooperatifi kurmak isteyen, bu alanda çalışan arkadaşlara da seslenmiş olalım; biz kurmaya çabalıyoruz, şu anda bir girişimiz, ama epey yol katettik. Bu çabamız onlara da bir teşvik olsun isteriz.

Alper: Web sitemizdeki formu doldurarak bilişim alanında çalışan arkadaşlar bizimle kontak kurabilir. Biz de nasıl bir ortaklık kurabileceğimizi iç tüzük ve kurallarımız çerçevesinde konuşabiliriz. Uzun vadede daha geniş kapsamlı ve katılıma açık etkinlikler yapacağız, bunlar da sosyal medya hesaplarımızdan takip edilebilir.